Sayfalar

PostHeaderIcon Hüzün Makamının Talihsiz Sultanıydım Şimdi Ve Bahtıma Düşen Yalnızca Gözyaşıydı

Hüzün Makamının Talihsiz Sultanıydım Şimdi Ve Bahtıma Düşen Yalnızca Gözyaşıydı

Hüzün Makamının Talihsiz Sultanıydım Şimdi Ve Bahtıma Düşen Yalnızca Gözyaşıydı

Hüzün Makamının Talihsiz Sultanıydım Şimdi Ve Bahtıma Düşen Yalnızca Gözyaşıydı

Mevsimlerin karanlığına alışırken içimdeki yaşama arzusunu aşkın hicranına kurban edeceğimin farkında değildim. Ayrılık; ufkumu öyle bir doldurmuş, öyle aşılmaz ve öyle büyük geliyordu ki bana, yaşamanın ne anlamı olaydı ki? Umutlarımla birlikte korkularım da kaybolmuştu. Korkuların yalnızca, umut edilen ve hayali kurulan şeye kavuşup kavuşamamakla ilgili olduğunu anlamıştım. Kavuşamamıştım, umutlarım tükenmişti ve korkularım yerini koca bir boşluğa bırakmıştı. Kurduğum şatafatlı aşk cümleleri hem dilimde hem de zihnimdeydi halen; ama umudum tükenince, kalbim ölümüne soluk alıyordu sanki. O zamanlar ölümün bile hicranın ilacı olamayacağını bilmiyordum.

     Gözyaşlarının tükendiği, kelimelerin bile halden anlamadığı bir çizgideydim şimdi. Kendi içimdeki ıssızlığım ve yalnız bırakılmışlık hissim her şeye galip geliyordu. Aşk’ın huzmeleri ile ne zaman kıpırdanacak olsam, içine düştüğüm o değersizlik hissi belimi büküyordu. Yine de biliyordum; kusur aşkta değil, onu kurak çöllere çeviren kem dillerdeydi. Zihnime bu bilgi düştüğünden beri kendi aşkımı kendi dilimden bile korumaya yemin etmiştim. Aşkın büyüklüğü ve safiyeti korumayı da o kadar gerekli kılıyordu. Candan ve hatta canandan daha değerli bir şey keşfetmiştim böylece. Kalbim sökülüp yerine kordan bir parça koyulmuş olsa da, ben o ateş parçacığını her şey pahasına korumalıydım. Anlık zafiyetlerim ise yalnızca ateşin beni daha çok yakmasına sebep oluyordu. Benim ülkemde yangınlar kol geziyor, kalbimin külleri her yerde uçuşuyordu.

     Hüzün makamının talihsiz sultanıydım şimdi ve bahtıma düşen yalnızca gözyaşıydı. Aşkımla gözyaşı döküyordum, hicranımla gözyaşı döküyordum, yangınımla gözyaşı döküyordum; ama bu yangın bir türlü dinmiyordu. Aşkın devamına değil, hicranın süresizliğine isyan ediyordum. İsyan bu topraklarda evla değildi. İsyan ettikçe; ateşten kalbim, tendeki canıma bir kez daha varlığını hatırlatıyordu. Aşkı ile kaderine isyan eden ben, bir hicran yüzünden aşkına isyankâr olamazdım. Hicran dayanılmazdı; ama aşkın yokluğu daha dayanılmaz geliyordu. Her acıya rağmen vazgeçemiyordum. Aşk söz konusu olduğunda iradenin hükmü olmuyordu. Hükümsüzlüğün kayıtsız şartsız egemen oluşunu izliyordum sadece. Göğsümün sol köşesinde taşıdığım belirliyordu her eylemimi. Ben ona meftun, ben ona avareydim. Bakışlarıma çöken umutsuzluğun her isteğimi alıp götürmesi gibi, nereden geldiği sual edilemeyecek olan bir rüzgârın beni bu diyardan götürmesini istiyordum. Her şeyden geriye bir tek bu istek kalmıştı. Dünya denilen diyar her âşık için bir sürgün yeriydi de bana hiç kimseye olmadığı gibi zindan olmuştu sanki. Belki de kendi zindanım bizzat bendim. Farkındalıklarımı kaybedeli beklentilerimin çivisi zaten çıkmıştı. Aşktaydım ve beklenilebilecek olan hiçbir şeyin önemi yoktu. Gönüllü olarak kabullendiğim her çalkantının beni kendimden koparıp aldığını bilmiyordum. Suskundum; ama suskunluğum gönüllülüğümden değil, söyleyecek bir şey bulamıyor oluşumdandı. Hiçbir söz hicranı noktalayamayacağı gibi gönlümün çırpınışlarına da merhem olamayacaktı. Hüzün sessizlik ile şaha kalkıyordu.

     Kendimden vazgeçişim masallardaki destansı öyküleri anımsatıyordu. Uzaktan seyredildiğinde ya da dinlenildiğinde insanın içine işliyordu da yaşamak; kan, ter ve acıdan başka bir şey getirmiyordu. Bir kapı açılmıştı önümde. Aşk’ın kapısı. Ben geçmiştim o kapıdan ve geçişimle beraber kâinatta aşktan başka ne varsa hepsi yok olmuştu. Geriye dönüp baktığımda artık kapıyı da göremiyordum. Her yer aşktı. Uçsuz, bucaksız aşk. Aşkta kaybolduğumu anlamıştım. Dahası kaybolmak için var olduğumu anlamıştım. Varlığım, içerisine alındığım sonsuzluk ile anlamlanmıştı. Ben; aşkın parçasıydım, aşk benim bütünleyicim. Atmosferim aşk, kâinatım aşk, nefes alıp verişim aşktı. Gün gelip o atmosferde yok olacağımı, kâinatın başıma çökeceğini ve yalnızca ölümüne nefes alacağımı bilmiyordum. Bilgisiz bırakmak aşkın doğasıydı, önce vuku bulurdu pervasızca ve o yakıp yıkan fırtınadan sonra öğrenebilirdim halimin kırıntılarını. 

 Evren Kul


1 Yorum “Hüzün Makamının Talihsiz Sultanıydım Şimdi Ve Bahtıma Düşen Yalnızca Gözyaşıydı için.. ”

Hadi Sende Ekle